From Moskova with love

16/1/2007 - Ah Paris...

Kategori: Gezdim Gordum

 

Herkese merhabalar :)

 

Yolcu evine döndü sonunda :)

 

Türkiye kısmı malum bayram ve yılbaşı kutlamaları bol bol alış veriş :lol: Ama Paris bölümü süperdi :)

 

Gidiş maceramla başlayayım :) Bir koca uçak hac dönüşü yapan yolcu ile Paris'e gittik. Uçağın yüzde 90'nı hac dönüşü yapanlar ile doluydu ve onların da yüzde 90'nı gripdi. Biri öksürmeye başlıyor arkasından koro halinde hepsi, sağım solum önüm arkam hapşuranlar falan... Ama biz Türkiye'de iyi beslenmişiz ve de kuvvetimiz yerinde imiş ki hastalanmadık:) Tabi eşimin çabaları da göz ardı edilemez bu konuda.

 

Sonunda Paris'e vardık... Rer ile şehir merkezine kadar geldik. Bu arada Rer bir çeşit metro ama iki katlı trenler :) Ama yine de Moskova metrosu hem güzelliği hem hatları hem de kullanımı açısından çok çok çok daha güzel. Ayrıca da çok daha ucuz :) Rer biraz karışıktı ama metro daha kolaydı kanımca...

 

 

 

Eşimin bizim için uzun uğraşlardan sonra ayarladığı otel harikaydı. Bu kadar doğru bir seçim olabilirmiş ancak... Bir kere otel Notre Dame katedralinin çok yakınındaydı yürüyerek 2.5-3 dk :) Otelin bulunduğu yerin adı St Michel. Çok canlı cıvıl cıvıl bir mekan. Bunun yanı sıra görmek istenebilecek yerlerin tam merkezinde. Heryere ulaşım çok rahat. Ayrıca etrafında uygun fiyata güzel yemekler yiyebilecek yer seçeneği de çok.

 

 

 

Pazartesi günü saat 13 sularında otelimize yerleştik ve ilk olarak Louvre Müzesi'ne gittik... Elbette bu benim için rüya gibiydi. Her ne kadar klasik resim sanatına çok düşkünlüğüm olmasa da sanata hem yetenekleri hem zekaları hem de gizemleri ile damgalarını vurmuş ustaların resimlerini o kadar yakından görebilmek benim için bir rüya idi adeta. Elbette bunların başında Da Vinci ve Mona Lisa geliyor ama sadece o değil... Her girdiğim salonda kendimi uçarken görüyordum. Gerçekten uçtum... Sadece resimlerde değil elbette heykeller ve diğer sanat eserleri de aynı derecede beni mutlu etti. Ne var ki bu muhteşem güzellikteki müze yarım günde gezilmeyi haketmiyor. Yazık ki benim daha fazla zaman ayırma imkanım yoktu. Bu yüzden umut ediyorum bir gün tekrar o müzenin koridorlarında yine uçarak gezebilirim ve o zaman gezimi yarım günle sınırlamam günlerimi verecek kadar vaktim olur... Bunun yanı sıra Lovre’un bahçesindeki piramit geceleri ışıklandırılınca özellikle doyulmaz bir manzaraya sahip oluyor. Her ne kadar Fransız halkı bu piramitten pek hoşlanmasa da ben sevdim diyebilirim. Eski ile yeniyi bir araya getirmiş gibi sanki. Müzeden sonra Sen nehri kenarında bir yürüyüşle günü bitirdik... http://tr.wikipedia.org/wiki/Louvre_M%C3%BCzesi

 

 

 

İkinci gün Notre Dame katedraline gittik ilk. Cathédrale Notre Dame de Paris’in gotik tarzında göğe yükselişi ve heybeti görülmeye değerdi. Katedralle ilgili ayrıntılara tek tek girmeyeceğim ama şunu söyleyebilirim ki; eskiden yüksekten korkmazdım ne zaman ki katedralin kulelerine çıktım bende yeni bir korkunun geliştiğini gördüm... Sanki Vegas’da 300 metrede roller’a binen bine değilmişim... Neyse tepeye çıktık ben tabi iptal ayaklar yerden kesildi. Yine uçuyorum ama zevkten değil korkudan... Ama yine de pes etmedim tepeyi tüm muhteşemliği ile gezdik elbette manzara süperdi...  http://tr.wikipedia.org/wiki/Notre_Dame_Katedrali

 

 

Ardından d’orsay Müzesine gittik... İşte benim yıllardım beklediğim andır J Empresyonistlerin en iyilerinin en bilindik tablolarının toplandığı en güzel yer... Binanın cam tavanlı muhteşem görüntüsünün ayrıntıları ve büyük saatin önünde dizilmiş canlı gibi ziyaretçileri seyreden heykelleri kısa geçiyorum... Ama ben Monet, Manet, Degas, Pisarro, Sisley, Renoir....................bu şekilde uzayıp giden isimlerden bahsetmek istiyorum...

 

 

Her zaman bir empresyoniszm hayranı oldum. Sırf bu yüzden tezimi Hikmet Onat’ın eserleri üzerine yaptım. Şimdi Hikmet Bey’in hayranlık duyup empresyonizmi seçmesine neden olan o ustaların eserleri karşısındaydım. Bundan güzel bir şey olabilir miydi... Aslında Hermitaj’da da Monet’ler Pisarro’lar görmüştüm ama şimdi o gördüğüm resimlerden çok daha fazlasını hem de kendi evlerinde görüyordum. Diyebilirim ki Paris’de en çok etkilendiğim yer d’orsay oldu. Üstelik en son katta son girdiğim odalardan birisinde Paul Gougen’e ait  tabloları görünce haliyle eşim beni o odadan biraz zor çıkardı çünkü ben dönüp dolaşıp o odaya geri gidiyordumJ http://www.musee-orsay.fr/ORSAY/orsaygb/HTML.NSF/By+Filename/mosimple+index?OpenDocument

 

Tabi fotoğraf makinasında artık tek pozluk yer bile kalmamıştı. St Michel’e geri döndük makinadakileri CD’ye yazdırıp güzel bir akşam yemeğinden sonra bir arkadaşımızın bize verdiği tavsiyeye uyup Eyfel’i önce gece görmeye karar verdik... Benim için yine korkulu anlar başlamıştı elbette J Muhteşem bir yapı harika bir manza gelin görünkü benim ayaklarımın altından yer kayıp gidiyor sanki... Az mı 300 metre ? Yine de çıktık elbette ve Paris’in göz kamaştırıcı gece manzarası karşısında hayran olduk... Bir de rüzgar anlatamam, iyi ki Türkiye’de birkaç kilo almışım yoksa uçabilirmişim doğrusu J Önce en üste çıktık... Dört yanını da gezdik resimler çektik... Sonra 2. katta mola verdik, birinci katta kulenin yapımı ile ilgili film izledik ve 2. gecemizi de bu harika yapı ile sonlandırdık... http://tr.wikipedia.org/wiki/Eyfel_Kulesi

 

Eh Eyfel’den manzara gece muhteşemdi ya gündüz? 3. gün ilk olarak yine Eyfel’deydik... Bu defa sadece en üste çıktık yeniden manzaranın tadını çıkardık. Bu defa yükseğe alışmıştım ve gece yaşadıklarımızı yine yaşatmadım J Daha sakindim... Gece karanlıkta göremediğimiz bazı yeni şeyler gördük. Mesela Eyfel ilk yapıldığında birinci katında Rus tarzı bir restoran varmış. Gerçi artık yok ama bunun gibi birçok bilgiyi içeren yazıları keşfettik... Yani ta Paris’e gitmişiz Napolyon’u ziyaret etmeden olur mu? Eyfel’den sonra Invalides’i de ziyaret ettik ve Napolyon’un yanı sıra eskiden bir otel olup şimdi müzeye dönüştürülmüş Invalides’i bir solukta gezdik. Aslında mezarın dışında genellikle toplar tüfekler falan vardı. Ama şovalye zırhları görülmeye değerdi. http://www.invalides.org/pages/anglais/menu_ang.html

 

Hazır tepelere tırmanmaya alışmışken Paris’in tepesindeki Gotik tarzda yapılmış kireç taşından muhteşem katedrali de görmek gerekirdi elbet... Sacre Coeur Paris’de kesinlikle gidilmesi pardon çıkılması gereken bir yer doğrusu... Ama dar, oldukça dik yokuşları tırmanmak ve bir o kadar dik merdivenlerden çıkmak gerekiyor. Tepeye vardığınızda sırılsıklam oluyorsunuz hem de kışın bile... Hoş Paris’de hava sonbahar gibiydi ama... ve yine tırmanış... eh bu katedralin de kulesine çıkılmaz mı... J Montmarte tepesinden bir Paris manzarası daha... http://www.sacre-coeur-montmartre.com/us/index.html

 

Ancak korkunç rüzgarlı ve yağmurlu bir gün olduğu için ne yazık ki ressamlar sokağına uğrayamadım. Onun yerine Concorde meydanınagittik... Elbette o rüzgarda o meydan uçuruyordu. Bir de şiddetli yağmur...Hemen nutellalı birer krep yaptırıp bir köşeye sığındık... Bu arada değinmeden edemeyeceğim krepçilerin hepsinin önünde kavanozlar dolusu nutella... Krebe nutella sürmüyorlar, nutellayı önce mikrodalgada ısıtıp koca kavonozun yarısını krebe boşaltıyorlar.... Sonra tatlıdan bayılıyorsunuz tabi... Yağmur dinip rüzgar şiddetini azaltınca başladık Champ Elysees’de yürüyüşe... Cıvıl cıvıl heryerde mağazalar çok güzeldi elbette... Bir iki mağazaya girdik çıktık, biraz fotoğraf derken yolun sonunda Triomphe takına yani zafer takına ulaştık. İtiraf etmeliyim ki beklediğimden çok daha büyüktü... ve bilin ne oldu... onun da tepesine tırmandık J ama en güzel Eyfel manzarası da onun tepesindeydi. Artık gece olmuştu ve her yer ışıl ışıldı. Eyfel de öyle elbet. Bir de Eyfel’in yanıp sönen ışıklarını açtılar ne rüzgar ne yükseklik artık umrumda değildi... http://www.monum.fr/m_arc/fs_index.dml?lang=en

 

Ve son gün... Yarım gün zamanımız vardı. Bu nedenle yakın yerlere gitmeye karar verdik. İlk olarak Luxembourg bahçelerine uğradık ama fazla oyalanmadık çünkü asıl amacımız Pantheon idi. Kısa bir aramadan sonra yürüyerek Pantheon’a ulaştık. Bu katedralin içindeki duvar resimlerinin güzelliğini anlatmak mümkün değil o yüzden bol bol resim çektim J Pantheon mezarlığında pek çok ünlü yatıyor. Alexandre Dumas, Victor Hugo, Jean-Jacques Rousseau, Voltaire, Pierre ve Marie Curie… http://en.wikipedia.org/wiki/Panth%C3%A9on,_Paris

 

Bu ustalara da saygımızı sunduktan sonra son olarak yine tırmanışa geçtik J Bu defa daha modern bir bina... Zamanında Avrupa’nın en yüksek binasıymış hala öyle mi bilmiyorum. 56. kata kadar asansör var ama 59. kattaki helikopter pistine merdivenle devam ediliyor. Montparnasse binasının tepesinden de Paris’i son bir defa izleme imkanı bulduk. Bu da 209. metre oluyor J http://en.wikipedia.org/wiki/Montparnasse

Sıra geldi dönüşe ama o kadar kolay değil tabi... Hani şu sisin Ankara ve İstanbul’u etkisi altına aldığı iki gün var ya işte o ikinci gün bizim dönüş tarihimizdi. 17:35’deki uçağa binmek üzere saat 15:30’da havaalanındaydık. Ancak uçak sis nedeniyle İstan’buldan kalkamadığı için bizi uzun bir bekleyiş sardı. Sonuçta uçak 21’i geçiyordu geldi. Tabi kalkışı da 22:30’u buldu... Bu kadarla kalsa iyi. İstanbul’a vardığımızda tabi Ankara uçuşları bitmişti. Bizi 03:30’da bir otele yerleştirdiler 07:15’de de aldılar... Tabi uyku falan yok bu arada... Sonunda sabah 7 uçağı ile Ankara’ya varabildik. Ama bizimki birşey değil... Aynı otelde bir bayan kalıyordu onunki daha vahim. Adana’dan Diyarbakır’a gidebilmek için 6 defa uçmuş... Evet 6 defa ... Üstelik İzmir’e bile gitmiş bir defasında. Ben en son gördüğümde İstanbul’daydısonra ne oldu bilmiyorum...

 

İşte benim Paris maceram J Az günde çok yer gezdik diyebilirim. Çok ama çok koştuk ama her bir adımına değdi. Bol bol kruasan yedik çok lezzetliydiler şimdiden özledim J Bu arada bir akşam başımıza geleni anlatmadan geçemeyeceğim...Çok güleceksinizJ Bir Fransız restoranına gittik, küçük ve şirin bir yer. Menü söyledik (en ekonomik böyle oluyorJ ) Şarabımızı da söyledik. Soğan çorması çok güzeldi, ana yemek yani biftek lezzetliydi, şarap mükemmeldi J Sıra tatlıya geldi, menüyü açtık alt alta 4-5 tatlı çeşidi. Orada bir fromage okuduk altında da ingilizce cheese yazıyor. Anladık tama mama tatlıların içinde olunca hani bizim hoşmerim gibi bişi sandık ve onu söyledik. Gele gele 3 çeşit peynir geldi J Hala daha neden tatlıların içinde anlamış değilim J Hani Fransızlar yemek sırasında, yemekten önce ve sonra, şarapla her fırsatta peynir yerler biliyorum da tatlı değil ki neden menüde tatlıların içinde yer almış anlamadık J Bunun dışında Paris’de mutlaka fondou yenmeli gerçekten çok güzel J

Yaklaşık 600 adet resim çekmişiz J Bu resimlerden güzel olanları eleyip bir ara buraya eklerim... Paris’e öyle 3-4 günlüğüne gidecek olan olursa paket program verebilirim... Otelinden yemeğine gezilecek yerlerine kadar. Tek üzüntümVersailles sarayına gidemedik ama oraya tam bir gün gidiyor. Çünkü şehir dışında. Oysa biz 1 günde en az 3 yer geziyorduk... Artık bir dahakine ne yapalım

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Ben neymisim meger :)

Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm. (Kak mi slepi v soperniçestve svoem!) Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz, (mojet, mertvim planetam jizn prinesem) ya dünyamıza inecek ölüm. (ili jizn na zemle ubem...) Nazım Hikmet

Ne var Ne yok?

Benimkiler;)

hussoloji
ozii
ayris
143
hbasak
handangokcek2
nelboncuk
dergii
thelosthighway
yagmurlagelen
hadiorelim
sanategitimi
matrushkakrasavitsa
sinanindunyasi
yaraticilik
allbyerock
figoltx
amazonamazon
nurlayemek
bebeksagligi
sifalibitkilerimiz
blogdenizi
komanci1
moskara
atillasaracoglu
juniortoygun
Objektifime yansıyanlar:) Not birakmayi unutmayin ;)


View my page on Turk Kadin Blog Yazarlari