10/2/2009 - DİKKAT! 13.CUMA çıkabilir...
1969-ABD’de ekonomik kriz.. 1889-Johnstown’da sel... 1919-Glasgow’da endüstri isyanı... 1929-ABD borsası çöktü... 1939-Avustralya’da yangın... 1945-Norveç’te tarihinin en büyük hava saldırısı... 1978-İran’da isyancıların katli... 2004-Maldivler’in Male şehrinde sıkıyönetim... Ortak tek yönleri hepsinin “Kara Cuma” yani “13.Cuma”ya denk gelmesi.
Bizle mi ne ilgisi var? Hiçbir fikrim yok... Ama bütün dünyayı saran, korku filmlerine, kitaplara konu olan bir batıl inanç var ortada... Bilin bakalım bu Cuma ayın kaçı? “13.CUMA!!!”... Şu zararsız zararsız 12 ve 14’ün arasında duran etliye sütlüye karışmayan 13 ile haftanın 7 gününden aslında son iş günü olduğu için en çok sevilen ama nedense 13’ün gazabına uğrayan Cuma’nın hikayesi ne acaba?
Bir çoğunun inanışı Hz.İsa’nın son yemeğinde masada oturan havarilerinin sayısı ile ilgili. Hz.İsa’nın Cuma günü çarmıha gerilmesi de tuzu biberi. Bubatıl inanç o kadar ileri gitmiş durumda ki, ABD başta olmak üzere pek çok ülkede hayatı etkiler hale gelmiş. Apartmanların 13. Katının olmayışı, tren, otobüs, uçak gibi araçlarda 13. Koltuğun yer almaması, 13 numaralı daire ya da sinema koltuğunun bulunmaması, liste uzar gider... Gerçi benim anlamadığım nokta şu: Sen istediğin kadar o koltuğun üzerine ya da dairenin kapısına 12A ya da 14 yaz o yine de 13. İşte. Yazılmamış olması olmadığı anlamına gelmez ki... Değil mi?
Aslında bu uğursuz sayılan 13’ün daha eskiye dayanan bir hikayesi var. Mitolojik tanrıların hüküm sürdüğü İskandinavya... Vikingler’in ünlü tanrısı Odin ile Frigga’nın oğlu Balder... Ay kraliçesi Nanna’nın eşi olan Balder bir davet verir ve sadece 12 kişi çağırır. Ancak davetsiz bir misafir partinin altını üstüne getirir. Yalanların ve hilelerin tanrısı Loki çıkagelir ve 13. Kişi olarak Balder’i öldürür... Aman diyelim dikkat! Eğer evinizde bir davet veriyorsanız ve 12 kişi çağıracaksanız –ki hoş Moskova’da 12 kişiyi ağarlayacak ev nerdeeee....- davetsiz bir misafirin gelmemesine dikkat edin. Hatta ne olur ne olmaz, siz en iyisi mi 11 kişi davet edin...
Son zamanlarda sıkça karşımıza çıkan Tapınak Şovelyeleri de bu lanet hikayesine bulaşmasalar olmaz... 13 Ekim 1307’de Fransa Kralı Philippe Le Bel Tapınak şovalyelerini yakalatıp işkence ettirir ki bu olay şovalyelerin sonu olur.
Ancak bu lanetin en eski hikayesi yine de gide gide Havva ile Adem’e dayanıyor. Havva meğer Adem’e elmayı bir Cuma günü verip baştan çıkarmış ve cennetten kovulmasına neden olmuş... Ne elmaymış bu da! Hatta Hz. Nuh’un meşhur seli de bir Cuma günü başlamışmış.
Ayrıca yıl içinde ay 13 defa dolunay oluyormuş. Burdaki laneti ben mi göremiyorum nedir. Hayır bu ancak kurtadamlardan korkanlara lanet getirir kanımca...
Gelin görün ki bu 13 rakamı NASA’ya bile kök söktürmüş. Apollo 13’ün 11 Nisan 1970’de çıktığı görevde, 2 gün sonra yani ayın 13’ünde oksijen tankının patlaması NASA’ya bile korku salmış.
Oysa biliyor musunuz, Hollanda’da yapılan bir araştırmaya göre trafik kazaları ayın 13’üne rastlayan Cuma günleri çok daha az oluyormuş. Eh normal, millet korkudan evden çıkmıyorsa trafik dolayısıyla kaza da azalıyordur elbet...
Bu arada, eğer herhangi bir ayın 13’ünde doğduysanız da çok şanslısınız, çünkü herkese uğursuzluk yayan bu sayı sizin en şanslı sayınız oluveriyor. En azından buna inanan pek çok insan var...
Peki bu Cuma ne yapmayı ya da yapmamayı düşünüyorsunuz? Eve kapanıp pencerenin önünden geçen 13.Cuma’ya bakıp bir gün mü kaybedeceksiniz? Bence en iyisi eve dönerken “13.Cuma” film serisini alın, geçin TV karşısına, kendinize güzel bir film ziyafeti çekin, tabi korku filmlerinden hoşlanıyorsanız... Ben mi? İyi ki bizim apartmanda 13.kat yok... Ama daire numaramın son iki rakamı bilin bakalım kaç? Evet, doğru tahmin .....13!!!
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
7/11/2008 - Her güzel şeyin sonu

Mayıs ayında başlayan tatlı telaş nihayetinde bitti. Aslında onca koşturmaca ve yorgunluğun acısını çıkarmak istiyorduk balonun ardından ama kendi adıma o koşturmacayı özlediğimi fark ettim. Elbette yapılan işin sonucunun, hepimizi fazlasıyla tatmin etmiş olması benim böyle hissetmemde etken. Mayıs ayında başlayan “Cumhuriyet Balosu” heyecanı çok ama çok güzel bir sonla hepimizin yüzünü güldürdü. Darısı gelecekteki güzel 29 Ekimler’e.
Bu bizim için büyük bir fırsattı. Yani yönetimin erken seçilmesi ve tüm yazın bize çalışmak için kalması ile heyecanlı bir telaşa girdik. İyiki de girmişiz... Her ne kadar önce bu kadar önemli bir organizasyona başlamanın tedirginliği olsa da içimde, işlerin yolunda başlaması ile heyecan cesareti de getirdi beraberinde. Elbette beraber çalıştığınız ekibin verdiği pozitif enerji de var işin içinde. Şimdiye kadar Moskova’da geçirdiğim en keyifli yaz oldu bu sayede. Böyle ayrıntılı ve büyük bir işe girince insan sanki hep birşeyleri unutuyormuş gibi geliyor. Aynı anda birden çok şeyi düşünüp hepsinin üzerinden defalarca geçmek yorgunluk yaratsa da, işin adı “Cumhuriyet Balosu” olunca zaman bir türlü geçmek bilmiyor. Ama aslında çabucak da olup bitiyor. Yani onca ay sadece onu düşün, onun hakkında konuş, gece gündüz kafanda türlü hesaplara gir ve birkaç saatte hepsi bitiversin. Tadı damağımda kaldı resmen. Bir de etraftan güzel yorumlar gelince, keşke henüz bitmemiş olsa diyorum... Geceye damgasını vuran ise kesinlikle Erol Evgin ve muhteşem ekibiydi doğrusu. Zaten Erol Bey ilk aklımıza geldiğinde, bu programa uyacak başka biri olamayacağını da düşünmüştüm. Zaten öyle de oldu. Muhteşem bir sahne performansı ile balonun adına yakışacak bir coşku yarattılar hem kendisi, hem ekibi. Ardından gelen 1.5 gün gibi kısa bir zamanda ise hem kendisinin hem de ekibindeki değerli müzisyenlerin harika kişilikleri bizleri etkiledi. Moskova’da keyifle gezdiğimiz bu kısa zamandan, öyle sanıyorum ki çok güzel anılar kaldı herkesin aklında. İşin en güzel yanı ise balonun üzerinden bu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen, hala balodan bahsedildiğini duymak, övgülerini almak ve bunun keyfine varabilmek. Her yıl yaptığı yardım amaçlı organizasyonları ile Moskova Türk Kadınlar Organizasyonunun bu projeyi de başarı ile gerçekleştirdiğini görmek en büyük mutluluğum. Ama her güzel şeyin de bir sonu oluyor malesef. Sabah erken saatlerde evden çıkmalar, Moskova’nın bazen çileden çıkaran trafiğinde koşturmacalar, hesap-kitap işleri arasında geçen onca ay. Tabi çok keyifli kısımları da vardı. Bu sayede pek çok kişiyle tanıştık, Moskova’da ne kadar güzel ne kadar hoşsohbet insanlar olduğunu gördük. Hele geceye hazırlık telaşı... Sabah erken saatte otelde koşturmaca, ardından havaalanında karşılama, otobüs şoförünün ben ve ekibe sürprizi olan kısa şehir turu içinde eyvah geç mi kalıyoruz telaşları, posterler asıldı asılıyor, ses sistemi... Tabi bayan olunca başka telaşlar da var.. Giyim kuşan, süslen, saç-baş.. Ertesi gün başlayan gezi programı içinde gelişen keyifli saatler. Şimdi geriye baktığımda, kendimi boşluğa düşmüş gibi hissediyorum. Sanki yapmam gereken birşey varmış da unutuyormuşum... Tüm bunların amacı ise tüm koşturmacalara ve yorgunluklara bedel. Hem “Cumhuriyet Balosu” olduğu için, hem de sonuçta yardıma muhtaç olanları mutlu edeceği için. İşte sırf bu iki önemli sebeb için uykusuz kalabilir, stres olabilir, yorulabilir ve sonunda büyük bir haz duyabilirim, herzaman... Bundan sonra da birbirinden güzel organizasyonlarla hepbirlikte olmak dilekleri ile, herkese sevgiler...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/8/2008 - Ve... tatil notları
İşte bir tatil daha “Rüzgar gibi” geldi geçti. Elbette her tatil gibi. Şimdiye kadar yeterli gelen bir tatilim olmadı ki hiç... Ama bu defa gerçekten çokkısa geldi diyebilirim. Moskova’nın havasının yağmurlu ve kapalı olması da buna bir etki oldu elbet. İncecik kıyafetleri, sıcacık havayı, denizi, güneşi bırakıp gelmek zor geliyor tabi. Tatil kısa olsa da dolu doluydu aslında. Ankara-Anamur-Ankara olarak şekillenmiş tatil programımızda ancak Anamur’da dinlenebildik. Ankara her zamanki gibi koşturmacalarla geçti. Bu koşturmacaların içinde keyifli olanlarının yeri fazlaydı. Eski dostlar, arkadaşlar her zaman olduğu gibi yine bizleri yalnız bırakmadılar elbet. Facebook’a bir kez daha teşekkürettim yani içimden. Artık Türkiye’ye yaptığım seyahatlerim çok daha renkli geçiyor iyi ki... Onun dışında deniz-kum-güneş üçlemesinden yeterince nasibimizi aldık elbet... her ne kadar 10 gün yeterli gelmediyse de olan kadarı ile yetinmeyi öğrendik. Bol bol denizde yüzüp güneşin altında cayır cayır yandım. Moskova’ya dönmeden iyice güneş depoladım. Moskova’ya dönmekten bahsedince. Yine oldu! Bavullardan birisi geç geldi. Bu atık bir Türk Hava Yolları klasiği haline geldi. Bu kadar sık tekrarlanması gerçekten çok can sıkıcı. Dün gece elimize geçti bavul ama öncesinde yaşanan sinir harbi ve baş ağrısı cabası... Sonuçta evime döndüm işte. Evim evim güzel evim. Bir sürü iş beni bekliyor. En başta kendime evin bir köşesinde atölye hazırlayacağım. (neresiyse artıkorsı sanki yer varmış gibi...) ben yine de bunun için çaba sarfedicem. Artık zamanı geldi de geçiyor bile... Sayfama geridönmüş bulunuyorum... artık yeniden sık sık görüşmek dileği ile :)
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
11/7/2008 - Günün özeti...
Bugün hiç bitmeyecek sandım aslında... Sabah daça koşuşturmacası ile başlayıp akşam 22:30 sularında maç ve temiz hava muhabbeti ile bitiverdi. Ama ne gündü? Kim demiş Moskova'da bir güne fazla iş sığmaz diye :) İşte örneği: Sabah kızımı sınıf arkadaşının daçasına götürdüm, hazır yeri gelmişken...DaÇa istiyoruuuuuuum... Harikaydı harika olmasına ama gitmesi bir dert, dönmesi daha büyük bir dert... Saat 11'de çıktım evden ve şehir merkezine vardığımda saat 14:00 idi... Ama değdi çünkü temiz havada güzel bir gün geçirmiş kuzucum benim...
Ardından Merail ile buluşmadan önce, CanavaruSarpus'umu arkadaşına bıraktım... Yani çocuklar bugün beni ektiler :) Neyse ki Merail vardı. Arbattaki bir aşağı bir yukarı yürüyüş ve muhabbetin arasında saatin nasıl geçtiğini bile anlayamamışız :) Arbatı altüst etmişler bu arada, kaldırım taşları değişiyor. Bu işi niye en turistik döneme denk getirirler onu anlamış değilim ya...neyse...
KafeHose'daki sohbetimizin ardından (burada değinmeden geçemeyeceğim... KafeHouseların kendine bir çeki düzen vermesi lazım, hem salata küçük ve kötüydü hem de mohitonun naneleri artık çürümeye başlamış değil, resmen çürümüştü !!!) Arbattaki keyifli yürüyüş başladı. Önce benim çok sevdiğim bir mağaza var oraya girdik. İlginç dizaynlarda kıyafet ve aksesuarların olduğu bir yer. Kumaşları pek beğenmesek de modeller fena değildi.. Tabi ben yine oradaki değişik tasarımlı broşlara takıldım ve baktım indirime de girmiş, Merail'in sen bunu yaparsın uyarılarına rağmen şu an ikisi de bilgisayar masamda durmaktalar :) Aynı yerden aldığım kelebekli sevimli fincanım gibi :) Fincan kolleksiyonuma bir yeni üye katıldı anlayacağınız ;)   Ardından Arbat'ın vazgeçilmezi olan ketenciye girdik. Aklım fena halde keten masa örtülerinde kaldı, sanırım Türkiye dönüşü o örtülerin bir ifadesini alacağım ama öncesinde bu hafta sonu gidip mutfak önlüklerinden almaya karar verdim. Malum Türkiye'ye giderken hediye telaşı sarıyor insanı... Derken bir de baktım ki zaman bitmiş, çocukları almışım, eşimle birlikte maçın yolunu tutmuşuz. Çok da iyi yapmışız hava mükemmeldi. Zaten önümüzdeki haftadan itibaren sıcak olacakmış. Olur tabi ben gidiyorum ya :/ Akşam eve dönüğümde yürümekten ve fazla oksijenden sanırım leyla gibi olmuştum. Ama uzun güzel bir gün de bitiyor işte... darısı diğer günlerin başına ;)
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/7/2008 - Kimisi yağmur duasında, bizler burada...
 Türkiye yana yana kavruldu. Ormanlar heba oldu, barajlar kurudu, herkes sıcaktan şikayetçi, su yok. Biz de burada balık olacağız yakında. Neden? Yağmurdan. Ben sıcak istiyorum, kavrulmak istiyorum, sandaletlerimi ve askılı kıyafetlerimi bugün ya yağarsa korkusu olmadan giymek istiyorum. En iyisi Türkiye’deki arkadaşlarıma hediye olarak bir parça yağmur bulutu, bir kavanoz da serin hava götüreyim. Görünen o ki onları matruşka ya da benzer hediyeliklerden daha mutlu edecek bu...
Bu yıl Moskova’nın gök kubbesi delindi. Yağmurları durdurabilene aşkolsun. Sabah kalkıyorum günlük, güneşlik mis gibi bir hava. Pencereleri usul usul açıyorum ki güneşin taze ışıkları salına salına girsin içeri. Öğlene doğru, bulutlar toplamaya başlıyor, öğleden sonra sanki tamamen farklı bir gün. Sanki sabah başka bir tarihte uyandım öğleden sonra başka bir tarih. Ya da sabah başka şehirde, öğleden sonra bambaşka bir şehirdeyim.
Yine de Moskova’nım diğer yanlarına nasıl alıştık, benimsediysek buna da alıştık sanırım. Hava sabah nasıl olursa olsun şemsiye ve ceketsiz çıkmanın bu şehirde hata olduğunu biliyoruz yani.. Ama insan memleketindeki susuzluğu, yangınları ve cayır cayır kavrulan şehirleri görünce bu ne haksızlıktır demekten de kendini alamıyor. Hani iki ülkeyinin hava durumunu toplayıp ikiye bölsek harika olacak gibi...
Havasal durumları bir kenara bırakırsak eğer, geçenlerde Cumartesi günleri bizim arka tarafta açılan pazara bir uğrayayım dedim. İki taraflı çadırlar kurulmuş, kıyafet, et, peynir, meyva, sebze toplasanız en fazla 20 stand karşılıklı dizilmiş. Peynir, kıyafet ve et standlarını direk es geçerekten toplasanız 10 tane etmeyecek sebze-meyva standlarına saldırıdm ama ne çare? Bütün standlarda hemen hemen aynı ürünler ve çoğu ya hormınlu ya da astronomik fiyatlarda. Yine de birkaç bağ (Türkiye’deki bağların onda biri kadar) ıspanak ve yarım kilo taze Ayşe Kadın fasulye bulmanın sevinci ile evin yolunu tuttuğumda, birden halime acımadan edemedim. Şimdi dedim içimden, Türkiye’de olsam, pazarda sayamayacağım standın içinden, sayamayacağım sayıda sebze ve meyvanın içinde, ne alacağımı şaşırırdım...
Neyse diyip, olana şükredip yolumuza devam edeceğiz. En azından burada yağmur var, kuraklık yok diye avunacağız ve sevgili ülkeme bol bol yağmur dileyeceğim içimden. Türkiye’deki tüm dostlara serin ve keyifli, bol sulu bir yaz, Moskova’daki tüm dostlara da bol güneşli, az yağmurlu bir yaz dileklerimle...
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Ben neymisim meger :)
Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm. (Kak mi slepi v soperniçestve svoem!)
Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz, (mojet, mertvim planetam jizn prinesem)
ya dünyamıza inecek ölüm. (ili jizn na zemle ubem...)
Nazım Hikmet
Ne var Ne yok?
Benimkiler;)
hussoloji ozii ayris 143 hbasak handangokcek2 nelboncuk dergii thelosthighway yagmurlagelen hadiorelim sanategitimi matrushkakrasavitsa sinanindunyasi yaraticilik allbyerock figoltx amazonamazon nurlayemek bebeksagligi sifalibitkilerimiz blogdenizi komanci1 moskara atillasaracoglu juniortoygun
Objektifime yansıyanlar:)
Not birakmayi unutmayin ;)
View my page on Turk Kadin Blog Yazarlari
|